YERYÜZÜ MÜSLÜMANINDIR!

YERYÜZÜ MÜSLÜMANINDIR! Prof. OSMAN TURAN VE TÜRK CİHAN HAKİMİYETİ MEFKÜRESİ Mehmet MUTLUOĞLU Eğitim Yönetimi Bilim Uzmanı Profesör Osman TURAN’ı , 17 Ocak 1978 ‘te ölümünün, 34.yıldönümünderahmetle ve şükranla yad ediyoruz. Özellikle Selçuklu tarihi konusunda ülkemizin en büyük otoritesi olarak kabul edilen Osman Turan; 1914 yılında Çaykara’nın Soğanlı (Aşağı Hubşira) Köyünde doğmuş ve ilkokulu Çaykara’da okumuş olması hasebiyle Türkiye’nin, Trabzon’un olduğu kadar; şüphesiz Çaykara’nın ve biz Çaykaralıların da medar-ı iftiharlarındandır. Prof. Osman Turan, 1940 yılında Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesini bitirerek aynı okulda meşhur tarihçi Ordinaryüs Prof. Fuat Köprülü’nün asistanı olarak akademik çalışmalarını sürdürerek, 1945 yılında profesörlüğe yükselir. Aynı zamanda 1954-60 yıllarında Demokrat Parti’den Trabzon Milletvekili olarak mecliste bulunan Osman Turan, 1960 ihtilalinde 17 ay Yassıada’da tutuklu kalır.1964’te Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve peşinden 1965’te Adalet Partisinden Trabzon Milletvekili olarak tekrar meclise girer. 1969’ta Milliyetçi Hareket Partisinden Trabzon Milletvekili adayı olur. Seçilemez. O yıl siyaseti bırakır ve tamamen bilimsel çalışmalara yönelir. Prof. Dr. Osman Turan’ı, meslektaşları "Ciddi ilim adamı formasyonu, sağlam karakteri, yüksek medeni cesareti, doğruluğu ve tok sözlülüğü, çok geniş fikri ihata kabiliyeti, Türklükle ilgili geniş ve sağlam bilgisi, muktedir kalemi ile tanınmış bir ilim adamı" olarak tarif etmektedir. Prof. OSMAN TURAN VE TÜRK CİHAN HAKİMİYETİ MEFKÜRESİ Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca dillerine hakim olan Profesör Osman Turan’ın biri birinden kıymetli onlarca eseri , yüzlerce makalesi ve bilimsel yayını vardır . Eserlerinin en önemlileri şunlardır: On İki Hayvanlı Türk Takvimi (1941), Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti (1965), Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi Tarihi (iki cilt) (1969), Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi (1973), Selçuklular ve İslamiyet (1971) Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar (1958), Selçuklular Zamanında Türkiye (1971), Türkiye'de Manevi Buhran Din ve Laiklik (1964), Türkiye'de Komünizmin Kaynakları (1965) Vatanda Gurbet (1980), Türkiye'de Siyasi Buhranın Kaynakları (1980)" Ben bu yazımda, en sevdiğim ve çok önemsediğim Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi (Ülküsü, ideali) Tarihi, eseri üzerinde durmak istiyorum. İki ciltin tek kitapta toplandığı kitabın birinci cildi 216 sayfadır. Üç bölümden oluşan birinci kitap; Türk Tarihine Giriş, Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi ve Türk-İslam Cihan Hakimiyeti başlıkları altında toplanmıştır. Kitabın,“Türk Cihan Hakimiyeti’ bölümü şu alt başlıklardan oluşmaktadır: Destan ve Efsanelere Göre Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi Cihan Hakimiyeti Mefküresinin Tarihi Akisleri Vatan, Milliyet ve Din Duyguları Cihan Hakimiyetinin İlahi Menşei Hakanların Babalık Vazifeleri Cihan Hakimiyetinin Maddi Kaynakları İçtimai ve Siyasi Bünyenin Kudreti Kadınların İçtimai ve Siyasi Rolleri “Türk- İslam Cihan Hakimiyeti” başlıklı üçüncü bölümün alt başlıkları ise şunlardır: İslamiyet ve Türkler İslamiyet’in Maveraünnehir’de Yayılması İslamlaşmayı Kolaylaştıran Sebepler İslamiyet’in Milli Din Olması Büyük Türk Muhacereti (Göçü) ve Selçuklu Hakimiyeti Selçuklular ve İslam Dünyasının Şükran Hisleri Türk ve İslam Mefkurelerinin (ideallerinin, ülkülerinin) Kaynakları Selçuklu Sultanlarının Cihangirlik Davaları Melikşah ve Sancar’ın Dünya Nizamı Mefkureleri Türk Cihangirliği ve Hıristiyanlar Anadolu’da Türk Destanları; alt başlıklarından oluşmaktadır. Sonunda geniş bir kaynakçanın ve indeksin yer aldığı ikinci cilt ise 347 sayfadan oluşmaktadır. İkinci ciltin ana bölümleri; Osmanlılarda Cihan Hakimiyeti, Türk Tarihinde İnsanlık İdeali ve son bölümde Osmanlı Azametinin Duraklaması ile son buluyor kitap YERYÜZÜ MÜSLÜMANINDIR! Acaba “Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” diyerek Türkiye Cumhuriyetini kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bir avuç inanmış adamla gemilerini yakarak İspanya’yı Allahüekber nidalarına açarak fetheden Tarık Bin Ziyad’ın sözünü hatırlatarak; “YERYÜZÜ MÜSLÜMANINDIIIIR!” diye haykıran Şeyh EDEBALİ’nin torunu, yadigari Bilge Lider Aykut EDİBALİ’yi bu büyük millet ne zaman anlayacaktır? “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir.” diyen Profesör Osman Turan, özellikle Selçuklu tarihi üzerinde yoğunlaşmıştır. Selçuklu tarihi konusunda bilim adamlarınca yegane otorite olarak kabul edilmektedir. ÇİFT BAŞLI KARTAL, NİZAM-I ALEM ÜLKÜSÜNÜN MUHTEŞEM TÜRKİYE HEDEFİNİN SİMGESİR Pof. Osman Turan, yukarıda bölümlerini ve alt başlıklarını verdiğimiz bu muhteşem eserinde; Türklerin var oldukları binlerce yıl ötesinden beri cihan hakimiyeti idealine sahip olduklarını belirttikten sonra Maveraünnehir’ de fevç fevç ve kendi istekleriyle İslamiyet’i seçtikten ve özellikle Karahanlı Hakanı Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın İslamiyet’i seçmesi ve Türkler’in İslamiyet’i bir Milli Din halinde kabul etmesinden sonra, bu idealin Nizam-ı Alem idealine; İlayiKelimatullah (Allah’ın yüce adını yeryüzüne hakim kılma) idealine yöneldiğini ortaya koymaktadır.” Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın mübarek başkomutanlık sancağı Sancak-ı Şerif’i; ‘Ukâb’ isimi ile müşerreftir. ‘Ukâb’ kelimesi, ‘Kartal’ manasına da gelmektedir.” ( Tamer YAKANER, Çınar Dergisi Sayı 153) Selçuklular, Çift Başlı Kartal’ı devletlerinin bayrağı yaparak kartalın doğuya ve batıya ilayikelimatullah’ı hakim kılma ülküsünü bayraklaştırmışlardır. Çift Başlı Kartal Anadolu’nun Türkleşmesi’nin, İslam diyarı olmasının simgesi olduğu gibi; İlayiKelimetullah Ülküsünün, Cihana nizam verme, MUHTEŞEM TÜRKİYE ülküsünün de simgesi olmuştur. “Ahmet Yesevî de; menkıbeye göre öğrencilerinin her birini, attığı okun düştüğü diyarları, memleketleri aydınlatmakla görevlendirir. Her bir öğrenci, atılan oku binlerce mil ötede düştüğü yere kadar izleyecek ve orada dergahını kurup insanları irşad edecektir. Ve bütün Diyar-ı Rum yani o zamanlar Roma İmparatorluğu'nun hükmünün geçtiği ama bizim vatanımız olan bu yurt böyle şenlendi, böyle vahşetten, karanlıktan ve ahlaksızlıktan kurtuldu.” (Aykut EDİBALİ, Çınar Dergisi, Sayı:121) Selçuklular, Diyar-ı Rum’u Türk- İslam beldesi haline getirerek Anadolu yaptıktan sonra; tefrika (ayrılık) hastalığına yakalanır ve onlarca beylik ayrı devletçikler (beylikler) kurarak öyle parçalı devam eder. Sonra bu beyliklerin en küçüğü ; fakat en teşkilatlı , ilmi, ahlaki değerlere bağlılığı, adaleti ve emanetleri ehline verme gibi temel değerlere sıkı sıkıya bağlı olduğu için Söğüt ve Domaniç’in o sarp dağlarında yükselen iman, Şeyh Edebali’nin bilgeliğiyle yoğrulmuş Osmanlı Beyliği; Fatih’in İstanbul’u almasından sonra bir cihan İmparatorluğu olacak ve 200 yılı aşkın bir süre Cihana Türk-İslam çağı damgasını vuracaktı. Kitabın, II. Cilt, 60. Sayfasında yer alan’ Fatih’in ‘ Yükselen Cihangirlik Mefkuresi’ başlığı altında Sultan Fatih’in şu sözünü alır Profesör Osman Turan: “Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payitahtı olmalıdır.” (Fatih) II. cilt, 72. Sayfasında ‘ İslam Birliği ve Halifelik’ başlığı ile verilen bölümde Fatih’in torunu Sultan Yavuz ‘un şu sözlerini alır: “Biz Allah tarafından memur olmadıkça bir sefere gitmeyiz.” “Ben cihangirliğe alışmış iken siz himmetimi küçük bir adanın (Rodos) fethine hasretmek istiyorsunuz.” (Yavuz Sultan Selim) Nitekim Sultan Yavuz Mekke’yi, Medine’yi alacak; kendisine Hakim-i Harameyn (İki Harem’in hakimi) diyenlere hayır Hadim-i Haremeyn (İki Harem’in hizmetkarı) diyecekti. 8 yıl süren Sultanlığı döneminde Tüm İslam dünyasını baştan başa fethederek , hilafet bayrağı altında birleştirdi Sultan Selim. İslam Birliğini sağladıktan sonra Batı üzerine yürüyüp dünyayı baştan başa Allahüekber nidalarına açmaktı hedefi. “ Dünya bir padişaha çok; iki padişaha az gelir.” Sözü Sultan Selim’e atfedilir. Ama ne çare Roma’nın fethine hazırlandığını anlayan Haçlıların Fatih’i öldürtmesi gibi; Yavuz Sultan da arkasındaki şirpençe (Çıban) deşilerek ölür. Saltanatı parlak ve fakat ömrü az olur. İlkokulda sınıf Öğretmenim Ortaokulda da tarih Hocam olan Rahmetli Hamit TOPALOĞLUN’dan öğrendiğim şekliyle: “ Doğuda İran Şialığının yayılması karşısında yeterli tedbiri almayan baba Sofu Beyazid’i , 22 yıl Trabzon Valiliği yapan oğul Şehzade Selim tahttan indirince Beyazid oğluna şöyle dua ya da bedduada bulunur: “Oğlum saltanatın parlak ancak ömrün az olsun.” der. Hatta Rahmetli Hocam Hamit TOPALOĞLU, Sultan Selim’i bize anlatırken; Trabzon valiliği esnasında İran’a gittiğini ve Şah’ın çok iyi satranç oynamasını bildiği ve kimseye yenilmediğini duyduğu için bir şekilde Şah İsmail ile satranç oynar. Oyun devam ederken 6,7 hamlede Şehzade Selim Şah İsmail’e şah- mat çeker. Şah İsmail büyük bir şaşkınlık içindedir. Hiddetle ayağa kalkar ve Şehzade Selim’e bir tokat vurur. Şehzade Selim bu olay üzerine yanındakilerle bir küpe ısmarlar ve kulağına takar. Daha sonra Sultan olunca ilk iş fırsatta Şah İsmail üzerine yürür. Savaş öncesi Şah İsmail’e gönderdiği elçi ile ulaştırdığı namenin sonunda Şah’a şu mesajı iletir: “Ey Şah Er de bil! Sultan kimdir gör de bil! Bu gelen Sultan Selim, Sen kendini ölmüş bil!” Nitekim 23 Ağustos 1514’te Çaldıran’da Yavuz, Safevi Türk Devleti Şah’ı, Şah İsmail’i büyük bir bozguna uğratır ve tahtını bile ele geçirir ki; o taht halen İstanbul Topkapı Sarayı Müzesindedir. TÜRK CİHAN HAKİMİYETİ MEFKURESİ TARİHİ OKUNMALIDIR Türk Milletini tarihi ve tarihi misyonunu bütün belgeleriyle bilimsel bir şekilde ortay konduğu Prof. Osman TURAN’ın tüm eserleri, ama özellikle bu eseri mutlaka okunmalıdır.Türklerin Müslümanlıkla münasebetleri, nasıl Müslüman oldukları, İstanbul’un Fethi,Akşemseddin Fatih ilişkileri, İstanbul’un fethi esnasında Akşemseddin’in duası, Sultan Fatih’in secde kapanarak yaptığı dua. Ayasofya’nın açılması ve önemi, Eyüb Sultan’ın mezarının bulunması. Fatih’in Akşemseddin’e intisap etmek istemesi ve Akşemseddin’in cevabı, Sultan Alparslan’ın Türklere:”Aslan ve kartal yavruları gibi olunuz; yeryüzünde gece-gündüz uçunuz; artık Romalılara ve Hıristiyanlara aman vermeyiniz.( I. Cilt,sayfa 204) söylemesi ve Anadolu’nun fethi. Hulasa iki ciltlik bir kitapta toplanmış bu şaheserin herkes tarafından okunmasını isterdim. PROFESÖR OSMAN TURAN’I ANMAK ve ANLAMAK Prof. Osman Turan, 1921’de Büyük Millet Meclisinde Mehmet Akif’in İstiklal Marşını iki kez okuduktan sonra kabul edilen ilk Milli Eğitim Bakanımız ve Türk Ocakları Genel Başkanı Hamdullah Suphi TANRIÖVER’in 1966 yılında vefatı üzerine; uzun bir dönem Türk Ocakları Genel Başkanlığını da yaptığı için 2008 yılında ölümünün 30. yıldönümünde Türk Ocakları Genel Başkanlığının organizesinde seçkin bilim adamları tarafından adına gerçekleştirilen bir sempozyumla anıldı. Karadeniz Teknik Üniversitemizde kurulan kültür merkezine Profesör Osman TURAN Kültür ve Kongre Merkezi adı verildi. 2009 yılında Türk Eğitim -Sen Çaykara Şubesince organize edilen ve KTÜ’den de seçkin bilim adamlarının katıldığı bir anma Çaykara’da gerçekleştirildi. Bu toplantının düzenlenmesine öncülük eden Türk Eğitim-Sen Çaykara Şubesine ve çok değerli Şube Başkanı Sayın Şeref Şaban KESKİN Beyefendiye, sempozyuma katılan KTÜ Fen -Edebiyat Fakültesi Dekanı Değerli Bilim Adamı Sayın Hikmet ÖKSÜZ Beyefendi’ye, diğer katılımcı değerli bilim adamlarına teşekkürü bir borç biliriz. Şüphesiz bu çalışmalar; vefa adına, bilim adına, kültür ve medeniyet adına ve ülkemizin geleceği adına sevindirici olaylar. Ama asla bunları yeterli görmememiz gerektiği inancındayım. Osman Turan’ın Çaykara Soğanlı Köyündeki evi müze yapılabilir. Çaykara Belediyesi tarafından bir yere, önemli bir esere ya da caddeye adı verilebilir. Çaykaralıların, Trabzonluların ve tüm Türkiye ve Türk –İslam dünyasının Prof. Osman TURAN’ı , eserlerini, fikirlerini tanıması için sempozyumlar, kompozisyon yarışmaları düzenlenebilir. Bu konuda; Kültür Bakanlığımız, Valiliklerimiz, Kaymakamlıklarımız, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri, Halk Eğitimi Merkezi Müdürlükleri başta olmak üzere tüm resmi ve sivil toplum kuruluşları çeşitli etkinlikler düzenleyebilir, diye düşünüyorum. Derneklerimizden, zenginlerimizden çok rahatlıkla destek alınabileceği kanaatimi de ifade etmek isterim. İLAYIKELİMATULLAH ÜLKÜSÜ,MUHTŞEM TÜRKİYE HEDEFİ TEMEL HEDEFİMİZ OLACAKTIR Ölümünün 33. Yıldönümünde Türk-İslam Dünyasının, Türkiye’mizin, Trabzon’umuzun, Of’umuzun, Çaykaramızın yetiştirdiği bu büyük bilgin, fikir, dava ve aksiyon adamı Profesör Osman TURAN’ı; tekrar rahmetle, şükranla yad ediyoruz. Ortaya koyduğu, Müslüman –Türk Milleti’nin tarihle belirlenmiş İlahi misyonu olan; Allah’ın (CC) adını yeryüzüne hakim kılma mefküresi, idealimiz olacak; Selçukludan aldığımız Çift Başlı Kartal sancağını tüm milletimizle birlikte inşallah, büyük ceddimiz gibi; muhteşem tarihimize layık, ondan daha MUHTEŞEM TÜRKİYE’yi gerçekleştirerek; Müslüman Türk’ün mührünü, inancının mührünü, menfaatinin mührünü yeryüzüne ve çağa vurmak asla vaz geçmeyeceğimiz temel hedefimiz olacaktır. Ruhun Şad, mekanın Cennet olsun İnşallah.

Yorum Yaz