İHTİYARA HOŞ GELDİN DERKEN İHTİYARLARA SELAM OLSUN

İHTİYARA HOŞ GELDİN DERKEN İHTİYRLARA SELAM OLSUN! Mehmet MUTLUOĞLU İHTİYAR KİTAP-KAHVE 53’üme merdiven dayadığım şu fani dünyada bir türlü ihtiyarlayamadık ya. Nasıl olduysa bir Ocak ayı Ankara akşamında Kurtuba Kitap-Kahve’den ayrılıp; orada bir sohbet esnasında bana tarif edilen Masonların Ankara Merkezini görmek üzere yola çıktım. Yakın bir yerdi Kurtuba’ya. Etrafı surlarla çevrili iki katlı bir bina görmüştüm. 5 dönüme yakın bir yer üzerinde kurulu.Dört bir yanı surlarla çevrili yaşlı, ağaçlarla kaplı bir yer. Öylece , o 5 dönülük yeri ve çevresini bir kaç kez tavaf ederken birdenbire karşıma Kurtuba’dan tanıştığım Salim bey çıkageldi.Salim Bey Ankaralı.Ecdatım Doğu Türkistandan gelme. Uygur Türkü’yüm demişti bana.1980 öncesinin mağdurlarından .10 yıl hapiste yattıktan sonra Özal döneminde çıkan afla kurtulmuş Ülkücü gençlikten. Sarmaladım Salimi. Daha 10 gün olmuştu tanışıklığımız.Ama ortak dostlarımız vardı ve en önemlisi yüreğimizin aynı çaptığını fark ederek,hissederek kısa zamanda dost olmuştuk Salimle. Bir de benden bir yaş küçük olsa da emsal sayılırdık. Sordum Salim’e bu hisar içerisine alınmış bina nedir? diye. O da Ankara Belediyesinindir. Bir ara Melih Başkan burada otururdu dedi bana.Hayır Salim Bey burası başka bir şey diyorum. Bir iki üsteledikten sonra Masonların merkezi diyorsan o bu karşıdaki bina diyerek gösteriyor bana. Peşinden gel senin hemşehrin var burada İbrahim Çolak. Esnaf. Onunla tanıştırayım sizi diyor.İbrahim Çolak deyince gözlerim parlıyor. Zira 80’lerinde rahmeti rahmana kavuşan şimdi yüz yaşını aşacak olan İbrahim Çolak amcanın köyünde ilk öğretmenliğe başlamıştım 1975 yılında.Çok sevdiğim,hoş muhabbetlerimiz olan bir baba dostumdu. Oğulları da arkadaşımdı. Torunu Yusuf da çok sevdiğim bir öğrencimdi.Mutlaka İbrahim Amcanın yeğenidir derken dükkanın kapısına dayandık. Ama ne görelim ki burası bir kitap-kahve. Tabelaya bakıyorum İhtiyar Kitap-Kahve diye yazıyor. Severim kitap-kahveleri. Fırsat buldukça da takılmak isterim. Osmanlı medeniyetinde kıraathane denilen okuma ,sohbet yerlerini çağrıştırdığı için. Salim Bey İbrahim Bey’e haber verdi hemşehrin seni ziyarete geldi diye. O arada çıkardıkları ve sadece açılış için 100 adet basılan İhtiyar dergilerini istedim. Salim Bey sağ olsun hemen buldu buluşturdu getirdi önüme. Ben bir yandan dergiyi incelerken kitaplara da bakıyorum. Raftan hemen bir kitabı da seçim bile. Bülent AKYÜREK’in Şu Yılgın Türkler kitabını alarak masama geçtim. İhtiyar İbrahim Çolak da masamıza teşrif etmiş oldu o esnada. Kısa bir tanışma faslı.Salim hemen ifade etti Aykut Edibali’nin arkadaşlarından ve talebelerinden diye ekledi benim için. Dolayısı ile İbrahim Bey’in kim bu? Neyin nesi derettütünü de bir nebze gidermiş oldu. İHTİYAR DERGİSİ Derken çaylar geldi. İhtiyar dergisinin Özel sayısının ön kapak arkasındaki derginin ilk yazısı İhtiyar başlığı ile İbrahim Çolak’ın yazısıydı. Sesli okuyorum yazıyı. Oldukça içten,samimi, sarıcı,sarmalayıcı ve de edebi. İbrahim Bey’e çok güzel,enfes bir yazı diyorum. Ama o pek oralı olmuyor. Tevazunun tabii halini görüyoruz. Sayfaları çevirdikçe İhtiyar’ın “Bosna’da Ne Olmuştu? yazısına bakıyorum. Yazı başlığının Bahadır İSLAM ismi ve altında resmi var Bahadır Bey’in.Bir de bakarım ki karşımda. Tekrar çayı bizzat İbrahim Bey alt kattan getirmeye gidince Bahadır Beyle tanıştık kısaca. Selamlaştık, şakalaştık.Yan masada Fatih Kutan Bey vardı. Onlar da üç kafadar bir dergi çıkarıyorlardı. Biri bayan üç kişi oturuyorlardı. Hemen tanıttı kendini ve arkadaşlarını Fatih Bey. Ben derginin sahibi,beyefendi yazı işleri Müdürü ,Hanımefendi de tanıtım ve pazarlama Müdiresi. Hemen şu geçti içimden biz 35 sene uğraştık zar zor Müdür olduk şu ülkede. Bunlar 20’sinde 30’unda hepsi de Müdür olmuşlar dergi sayesinde. İşte ihtiyarlar kitap-kahve böyle. İhtiyar diyorlar ama 20 ile 35 arasında gördüklerim. GÖZÜN AYDIN GÜNAYDIN TÜRKİYE İbrahim Bey’e yaşını sormadım ama o benim emsal gibi. En yaşlıları o. Bülent AKYÜREK yoktu orda. Kitabından anladığım kadarıyla ellilerinde o da.Genç yaşta ihtiyarlamak ne güzel.Aykut EDİBALİ dostumun,Hocamın 1975lerde yazdığı Beş Çayı hikaye kitabının son bölümünü hatırladım. Olayın kahramanı Selçuk Bey ki bu Aykut Bey’in kendisiydi. Bir rüyasını anlatıyordu.” Geleceğin mutlu, birleşmiş,kamplara ayrışmayan, hastaların ilaçsız kalmadığı,yetimlerin gözlendiği, göz yaşının silindiği mutlu ve muhteşem Türkiye rüyasını anlatıyordu hikayesinin sonunda. Genç yaşında ihtiyarlaşan yürekler var ülkemde, kıymeti verilmez bu altın insanların diyordu. Genç yaşta ihtiyarlığın olgunluğuyla şimşekleşen akiyonu çıkardı karşısına kamplar Türkiyesi’nin. Kamplar sarsıldı,homurdandı kamp sömürücüleri.Kamplar birleşti. Millete gittiniz birlikte. Tarlada,fabrikada,okulda. Izdırap getirdiniz ızdıraplarını anlasınlar diye içinizde Allah aşkı ve muhabbetiyle.” diyordu. Ve” Gözün aydın günaydın Türkiye. Evlatların sana koşuyor gözün aydın günaydın.” şeklinde kitap da rüya da bitiyordu.Genç ihtiyarları görünce bunları hatırladım. İHTİYAR KİTAP-KAHVE VE EDİBALİ’NİN BİLİNMEYEN YÖNÜ Nitekim 1975 ‘li yıllarda hemen hemen her ilde bir kitapçı dükkanı açtırmıştı arkadaşlarımıza ortak imkanlarımızla Sayın Edibali. Biz de Trabzon’un şehzadeler mahallesi Ortahisar Mahallesinde Fetihte kiliseden camiye çevrilen tarihi Fatih Camiinin karşısında açmıştık kitap evimizi. Ben de o yıl öğretmen olduğum için epeyce de katkım olmuştu kitapevinin açılışına.Nurettin Ağabeyi getirmiştik köyden kitapevinin başına. Şimdilerde altmışına yaklaşan Nurettin Ağabey o zamanlar 23 yaşlarında, askerliğini yapmış bir genç.Çocukken Kur’an’ı hıfz etmiş, Hafız olmuştu.Ama sadece ilkokul mezunuydu. Sonra o kitap evine uğrayan arkadaşlarının yönlendirmesiyle bir celsede ortaokulu,peşinden Liseyi dışarıdan bitirmiş, o yıl girdiği üniversite sınavını kazanarak Gazi üniversitesi iktisat Fakültesini kazanarak üniversite mezunu olmuştu.Bir deha böylece ortaya çıkmış oldu.Şimdi de “Devrim Yobazlığı Din Yobazlığı Çatışması ve İslam Rönesansı” kitabını yazdı. Birinci baskısı bir solukta tükenen kitabın ikinci baskısını hazırlıyor. Konya’da Otağ Kitabevi hala faaliyetini sürdürüyor. Ankara’daki Kurtuba Kitap-Kahve o zamanlar Pınar kitabevi idi. Hocam,dostum Osmanlıyı kuran Şeyh Edebali’nin torunu Bilge Lider Aykut EDİBALİ işte böyle hayırlı çığırlar açmış bunlara öncülük etmiş bir bilge adam. Geçenlerde Değerli dostum şair, yazar İdris DURMUŞ, ‘ Araya Dünya Girdi’ kitabının yazarı Egemen Milletin Sesi Gazetemizde Edibali’nin bilinmeyen yönü başlıklı bir yazı yazmıştı.O yazısında; Edibali’nin siyasetçi yönü,devlet adamlığı,mütefekkir kişiliği ve yazdığı bilimsel kitapların yanında; şiirlerinden,hikayelerinden,yazdığı piyeslerden de örnekler sunmuştu.Ben de yazının altına Edibali’nin bilinmeyen daha nice yönleri var diye yorum eklemiştim. İşte birini de burada böylece zikretmiş oldum. TEKRAR İHTİYAR DERGİSİ Geçenlerde Milli Eğitim Müdürü olarak görev yaptığım Çorum Boğazkale’de gençler bir sohbete çağırmıştı beni,orda paylaşmıştım gençlerle. Allah insana, 14,15 yaşlarına gelince artık kemale erdi diye mükellef sayarak görevler yüklüyor,sorumluluklar veriyor. Ama gel gör ki günümüzde insanoğlu 50’sine,60’ına,70’ine geliyor da hala sorumluluğunu idrak edemiyor. Allah’ın verdiği görevleri yerine getiremiyor. Sorumluluklarını üstlenmekten kaçıyor. Neyime gerek diyor.Bana dokunmayan yılan bin yaşasın ,boş ver sana mı kaldı. diyor. Bakıyorsun hala çocuk. Bunu paylaşmıştım gençlerle. İhtiyar Dergisi ve İhtiyar Kitap- Kahve bunları çağrıştırdı zihnimde ilkin. Tabii dergiyi alıp eve gelirken bir saate yakın otobüs yolculuğunda bir genel inceliyorum dergileri. Zira, 1970’li yıllarda günlük çıkan Bayrak gazetesinde tefrika halinde yayınlanan Sayın Edibali’nin ‘Bilimsel Çalışma Teknikleri yazı serisini okumuş; oradan okuma tekniklerini öğrenmiştik.Süzerek okumak,tarayarak okumak gibi. Dolayısıyla şimdilerde hızlı okuma teknikleri dedikleri olayı biz 1970’lerde uygulamaya koymuştuk Bilge Lider Hocamızın sayesinde. Tabii evde; yemek,namaz sohbet derken odama çekildim. Gece 2, 3,4 derken seherlere kadar adamakıllı inceledim ihtiyar dergisini seherin kutlu sakinliğinde.Şiire,hikayeye,anıya,sanata düşkünümdür kendimi bildim bileli. İhtiyarın yazılarının hepsi de çok seviyeliydi.Yapmacık değildi hiç biri ve yürektendi. İbrahim Çolak’ın o askerlik hatırası neydi öyle. Bir anlatım ancak bu kadar yalın,saf ve yürekten olabilir. Tabii Sayın Bahadır İSLAM’ın ”Bosna’da Ne Olmuş” yazısını bir solukta okudum.Harika bir yazı.Batının iğrenç yüzünü,ikircikli medeniyetini ve bir avuç inanmış insanın Bilge Lider Aliya İzzet Begoviç’in önderliğinde modern çağlarda idealist insanın destanını nasıl yazdıklarını ne güzel özetlemiş Bahadır Bey. SÖZÜ ALTIN OLANIN SUKÜTÜ İNTİHARDIR Ve ihtiyar’ın Aralık 2010 ilk sayısında ihtiyar İbrahim Çolak’ın yazdığı ‘Rahmet Üzerinize Olsun Kardeşim’ sunuş yazısını çevirince “Herhangi bir insan, bir sabah herhangi bir çiçek kadar şaşırabildiğinde;dünyada HER ŞEY DEĞİŞECEK” derginin yazarlarından Gökhan ÖZCAN’ın bu harika sözü çiçek deseniyle sayfayı kaplarken çarpıyor sizi. Yazın kardaşlar,Genç yaşta ihtiyarlaşan şimşek aksiyonlular yazın, konuşun, haykırın. Zira,”Sözü altın olanın sükütü intihardır.” diyorum ben de. Ha ,bu arada Bülent AKYÜREK’in “ Şu Yılgın Türkler” kitabını da bir solukta hatmettiğimi de belirtmeliyim.Ne yalan diyeyim Bülent Bey’in üslübuyla ifade edeceksem; yalakalık yapacak değilim. Gerçekten çok orijinal ve enteresan geldi bana kitap. Boşuna 38. Baskısına ulaşmamış.Türk Milleti kitap okumuyor diyenlere ithaf olunur. Siz Bu Milletin ruh ve mana köküne bağlanarak yazdınız mı da okunmuyor. Tabii o arada Bülent Bey’in feleğin çemberinden geçmiş olduğunu da öğrenmiş oluyorum kendimce. Ve Bülent Bey’in İhtiyar’ın ilk sayısındaki yazısı:’Durdurun Füzeleri Göğsümüz Tunç Siperi’ çok hoşuma gitti. Tek kelimeyle muhteşemdi.Son derece istifade ettim.Enver A. Hamit’in”Zevkzekliğin Sonu” yazısı kadim medeniyetimizin yeniden inşasının habercisi gibiydi. Her ne kadar Fukayama: ‘Medeniyetin Sonu’ diyorsa da bu çürüyen, tükenen,insani idealler bakımından devrini tamamlayan batının tükenişidir. Enver Bey kardeşimin ifade ettiği gibi: ‘Zevkzekliğin Sonu’dur söz konusu olan. O zaman ne gelecek ? Solmaz ,pörsümez yeni gelecek inşallah. UNUTMAYANLAR UNUTANLARA HATIRLATSIN Mehmet Efe’nin :’Hatırlatmakta Yarar Görüyorum’ yazısı bana 1994’ de ‘ Bir defa yükselen Bayrak bir daha inmez ‘şiarıyla referandum çalışmalarına Hocam Sayın Edibali ile gittiğimiz Kıbrıs’ta, Sayın Edibali ile bir sohbetimiz esnasında: “Efendim unutuyoruz.” demiştim. O da: “ Unutmayanlar unutanlara hatırlatsın.” şeklinde cevaplamıştı beni. Bunun üzerine”Bir Medeniyet İnşasıdır Bu” yazımı kaleme almış ve aylık Bayrak dergimizin özel sayısında yayınlamıştım.Ben de o yazımda Edibali’nin son kitabı’ Kuran’ın Aksiyon Öğretisi’nde vurguladığı Allahın ahdini unutanları ve bozanları takbih ettiğini beyan ettiği üç hususu hatırlatmıştım. Birincisi , insanın ezeli ervahta Rabbine verdiği söz. İkincisi insanın arkadaşlarıyla,dostlarıyla ve diğer bütün insanlarla yaptığı sözleşmeler bütünü, üçüncüsü insanın diğer canlı ve cansız tüm varlıklarla misakı.” Bir Medeniyet İnşası İçin Üç Temel” başlığı ile veriliyordu bu bölüm ve Kur’an ayetleriyle ortaya konuyordu. Bunları hatırlatmaya çalışmıştım. Dünyanın sayısına,şuursuz kitleleri peşinden sürükleyenlere imrenenlere, koltuğuna dünyanın, makamına,şanına,şöhretine,masıbına takılıp unutan arkadaşlarıma. Hatta bu yazıyı bazı önemli arkadaşlarıma 40 yıllık kader ortaklarıma bir mektup olarak da göndermiştim her gün görüştüğümüz halde. E tabii hatırlatmakta yarar değil zaruret var Mehmet Kardeşim. Zira,”Sözü altın olanın sükütü intihardır.” diyorum çok tekrar olsa da. İhtiyardaki şiirleri çok seviyeli ve içten bulduğumu ifade etmiştim. Ama açılış özel sayısındaki Alper TUNA imzalı ‘Herkesin Yanılgısı Her şeyin Çözümü” şiirinin çok hoşuma gittiğini ayrıca belirtmeliyim. SANAT,İMANIN ESTETİK HÜVİYET KAZANMASIDIR Sanatın tarifini biz;”Sanat,imanın estetik hüviyet kazanmasıdır.”şeklinde öğrenmiştik Edibali Ocağında.Gerçekten de tüm çalışmalarda bunu da buldum kendimce dergide. İHTİYARA YILLIK ABONE OLMAYA KARAR VERDİM YA SİZ BU GENÇ İHTİYARLARA NESIL KATKI SUNACAKSINIZ? Ne bileyim ihtiyarlar, 35 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Branşım Türk Dili ve Edebiyatı. Ama sizlerin üslup ve estetiğinde yazamadığım için bu yazım büyük bir ihtimalle yayınlanmaz belki. Ama ben kararımı verdim. İhtiyar’a yıllık abone oluyorum. İkinci sayısını hararetle ve sabırsızlıkla bekleyeceğim. Tıpkı yıllarca her gün ,her ay hararetle beklediğim ve kırk yıldır aksatmadan satır satır okuduğum, ciltlediğim; Yeniden Milli Mücadele,Bayrak,Pınar,Çınar,Egemen Milletin Sesi gibi. Yazalım,konuşalım, Hakkı haykıralım Dostlar. Her ne kadar fazla konuşanlara” Söz gümüşse,süküt altındır.” atasözümüzü hatırlatıyorlarsa da sık sık; ben, “Sözü altın olanın sükütü intihardır.” diyorum. MÜSLÜMANLAR BİRBİRLERİNDEN NEDEN HABERSİZ? Ya Hu! Sahi Müslümanlar biri birlerinden neden böyle habersiz. Biri birimizin derneğine cemiyetine,partisine,kahvesine niçin uğramayız.” Muhakkak ki mü’minler kardeştir.” İlahi buyruğu, “İman etmedikçe mü’mim,birbirinizi de sevmedikçe kamil bir mü’min olamazsınız.”Peygamber hadisi yol göstersin bize. Bir araya gelelim. Biri birimize destek olalım. Doğrularda beraber yanlışlarda birbirimizi yıkayan iki el olalım. ‘Birlik Davamız’ kitabının yazarı Aykut EDİBALİ, 1991 Milli ittifakının gerçekleştiği sıralarda :”O parti tabelaları birliğimize maniyse o tabelaları kırarız.”demişti. Yine “Şahıslarımız,partilerimiz,liderlerimiz, eserlerimiz ne kadar kıymetli olurlarsa olsunlar üzerinde birleşeceğimiz kıymetler olamazlar. Biz hepimizin üzerinde birleştiği, yüce değerler,hedefler, idealler etrafında birleşeceğiz.” demişti. İLLA BİRLİK İLLA BİRLİK VE MUHTEŞEM TÜRKİYE İlmin ve hikmetin,yüksek ahlakın,adaletin ve emanetlerin ehline verildiği bir toplum ve devlet hayatını, bir medeniyeti uyandırarak;muhteşem tarihimize layık ondan daha MUHTEŞEM TÜRKİYE’Yİ KURMAK için; böyle aşkın,uçukluk seviyesinde; sırf Hak için Millet için zalimlere baş eğdirmek , mazlumların göz yaşını dindirmek için bir olmaya ihtiyacımız var. Aksi halde, ne Allah’ın rahmetini, ne bereketini ,ne de zaferini umabiliriz. Zira,” Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır.” buyrulmuştur. Her yükselme ve yücelme hareketi son tahlilde bir bir medeniyet vakıasıdır.Bu ifade Millet Partisi programında geçmektedir. Kendi medeniyetimizi; mimaride,şiirde,romanda, evde,sokakta hülasa hayatın her alanında yeniden inşa etmedikçe,kendi köklerimiz üzerinde yeniden uyanıp dirilmedikçe(İslam Rönesansı,Yeniden Doğuş) doğrulamayız diye düşünüyorum. Bu bağlamda İhtiyar özel sayıda Sayın Taha KURUTLU’nun: ‘Bizim Mekanlar’ yazısını bu açıdan çok beğendiğimi, İhtiyar Kitap Kahve’nin ve İhtiyar Dergisinin bir medeniyeti doruklara yükselten Osmanlı kıraathanelerinin çağdaş versiyonu olduğunu görüyor,söylüyor ve seviniyorum. SON SÖZ VE DUA Eh ne diyelim. Hak razı olsun ihtiyarlar. Bir Edibali duasıyla:” Mevlam iki cihanda sizleri aziz kılsın.” Rabbim korktuklarımızdan emin ,umduklarımıza nail eylesin. Esma-ül Hüsna’nın sahibi Mucib olan Allah’ım. Zenbimizi(günahlarımızı) mağfur, Amelimizi (iç ve dış aksiyonlarımızı) makbul, Ticaretimizi de(maddi ve manevi) lentebur (sürekli artan ve asla eksilmeyen,bereketli) sırrına mazhar kılsın. Ve yine bir Edibali duasıyla ( Öyle ya Osmanlı’nın Edebali’si varsa; Genç Türkiye’nin de O’nun torunu Bilge Lider Edibali’si var ) tamamlayalım: “Ey Allah’ım ! Taif’te taşlanan kutsal sevgi, doruk insan, insanlığın ıstırap yükünün muhteşem paratöneri; O gün sana yönelen nurdan elleri, nurdan gönlü hatırına ülkemizin ıstırabından şerha şerha yarılmış gönülleri rahmetine nurlandır. Arkamız, dayanağımız sensin.” Amin. Nasıl da ihtiyarlamışım birden bire değil mi güzel ihtiyarlarım. Allah’ın selamı,rahmeti,bereketi üzerimize olsun.

Yorum Yaz